7 Aralık 2009 Pazartesi

Münire Apaydın'ı Oyunculuk Hayata Bağladı

Münire Apaydın'ı Oyunculuk Hayata Bağladı

"Dersimiz Atatürk" filminde Atatürkün manevi kızı Afet İnanı canlandıran Münire Apaydının 1995 e gözaltına alınan ve işkence gören 16 Manisalı gençten biri olduğu ortaya çıktı.

Gençler işkence gördü

"Kavak Yelleri" dizisinde Canan karakterinde izlediğimiz, "Dersimiz Atatürk" filminde Atatürkün manevi kızlarından Afet İnanı canlandıran Münire
Apaydın, 1995 e bir trene "Paralı eğitime hayır" yazılı afiş asmak ve yasa dışı örgüte üye olmak suçları iddiasıyla gözaltına alınan 16 Manisalı
gençten biriydi. Olay, tarihe Manisa Davası olarak geçmiş ve gündemi uzun süre meşgul etmişti. Davada 16 genç berat etmiş ve gençlere işkence yapan
polisler de suçlu bulunmuştu.

Sonuna kadar giderim

Gençliğinde yaşadığı bu trajik olaya rağmen hayata tutunan ve oyunculukta ilerleyen Apaydın, davayla ilgili olarak ilk kez konuştu: "Dava bitti, polisler de ceza aldı. Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum. Ama bu, unutmak istediğim bir konu da değil. Hukuki ve insan hakları anlamında eğer bu davayla ilgili yeni gelişme yaşanırsa konunun sonuna kadar arkasında durur ve konuşurum."

Fenerbahçede neler oluyor?

Üst üste gelen yenilgilerle sarsılan; Önder Turacı ve Kazım Kazım’ın disiplinsizlikleriyle çalkanan Fenerbahçe, Mehmet Topuz’un “Kartal kaçamağı” ile bir kez daha şoke oldu.

Sarı lacivertli yönetim ve başkan Aziz Yıldırım kötü gideşe dur demek için acil önlemler alıp, disiplinsizlik sorununa çare bulmaya çalışırken, takımın yıldızlarından Mehmet Topuz, dün bir hanım arkadaşıyla felekten bir gece çaldı. Saat 20.00 civarında Kartal Titanic Otel’e gelen Topuz, burada bir hanım arkadaşı ile buluştu. Topuz ve arkadaşı lobide sohbet ederken, otelde başrollerini Ragıp Savaş ile Mine Tugay’ın paylaştığı “Herkes mi Aldatır” isimli filmin çekimi yapılıyordu. Topuz ve arkadaşı otelde 1-2 saate yakın baş başa kaldı ve daha sonra da otelden ayrıldı.

Ezel Dizisi 10. Bölüm Full Izle

Ezel Dizisi 10. Bölüm Full Izle

Ezel filmi 10. bölüm full izle Ezel dizisi 10. bölüm full izle ezel 10. bölüm full seyret ezel filmi son bölüm izlesene son bölüm ezel dizisi izle 10. bölüm izleme

Ezel dizisi, 10. bölümü ile ekranlara geliyor. Ezel bu son bölümünde yine heyecan dolu olacak. Ramis dayı, Ali tarafından yakalanıyor. İşte Ezel dizisi 10. bölüm fragmanı...

Ezel dizisi, 10. bölümüyle 7 Aralık a yani bugün Show Tv ekranlarında yayımlanacak. Başladığı günden beri ratinglerde 1. liği bırakmayan Ezelin bu bölümü, çok heyecanlı geçecek...

Show TV in sevilen dizisi Ezelde izleyiciyi çeşitli sürprizler bekliyor.

NTVde Gülay Afşarın sunduğu Haftasonu Haber . Merkezi programına Ezel dizisinin senaristlerinden Kerem Deren telefonla konuk oldu.

Senaryoyu yetiştirme telaşı nedeniyle canlı yayına katılamadığını söyleyen Deren, izleyicinin hem merakını giderecek hem de daha çok meraklandıracak bazı tiyolar verdi.

"Yapmak istediğimiz iş sürekli bir dönüm noktası koymak. Yani her bölümde bir yere gidecekken başka bir yere gitmek istiyoruz" diye konuşan Kerem Deren, hikayeyi baştan sonra değil, sondan başa doğru yazdıklarını ve bu nedenle de dönüm noktalarının çoğunu bildiklerini anlattı.

Bazı karakterlerin diziden çıkacağını ve yenilerinin gireceğini söyleyen Kerem Deren, "Hem dizinin içine girecek insanlar olsun, hem çıkacak insanlar olsun, tahmin etmediğimiz, ihtimal vermediğimiz şeyler olsun beklemek lazım" diye konuştu.

Diziye yeni karakterler de gireceğini söyleyen Kerem Deren, daha fazla ayrıntı vermekte kaçındı.

Ezel Dizisi 10. Bölüm FRAGMAN izle

YENİ BÖLÜMDE NELER OLACAK?

Ezelin 10. bölümünde Ali, Ömerin tüm sırlarını Ramis Dayı ile paylaştığını hesaba katarak Ramisi ele geçirir. Ramisi her zaman adam . öldürdüğü yere götüren Ali in yanında Ezelde vardır. Ramise doğru silahını doğrultan Ali, Ezelin öldür işaretini beklemektedir.

Büyük soygunun ve cinayetin tek kanıtı olan Videoyu Eyşan izlerken, oğlunun da görüntüleri görmesi üzerine neler olacak? Cengizin bu bölümdeki yeni kurnazlıkları neler? Bu soruların ve birbirinden farklı heyecanların izleyicilerini beklediği Ezelin 10. bölümünün özetini yayınlandıktan sonra sitemizden de öğrenebilir ve takip edebilirsiniz..

3 Aralık 2009 Perşembe

Cinsel Sapmalar

Son yıllarda neyin normal cinsel dav­ranış, neyin anormal cinsel davranış sayılacağı konusunda hem kamuoyunda hem de konunun uzmanları arasında önemli tartışmalar yer almakta­dır. Günümüzde anormal cinsel davranış ya da cinsel sapma türlerinin sayısı, bu tartışmalarda seslendirilen görüşlerin sayı­sının çok gerisinde kalmaktadır.

Bir uçta, yetişkin evli çiftler arasında geçen ve penisin dölyoluna girmesinden ibaret olan cinsel birleşmenin dışındaki her türlü cinsel davranışı sapık ye ahlaksız ilan eden anlayış bulunur. Öbür uçta ise, hiç kimse zarar görmediği sürece yetişkinlerin erotik hazlanı güçlendirmek üzere girişebilecek­leri her türlü cinsel ilişkiyi sağlıklı cinsellik çerçevesi içinde kabul eden anlayış bulun­maktadır.

Tarihte hemen hemen bütün cinsel etkinlik biçimlerini doğal ve normal olarak karşılayan, dolayısıyla “cinsel sapma” kavramına yer vermeyen toplumlar olmuş­tur. Bunlar, sözcüğün modern anlamıyla “liberal” ya da “hoş görülü” toplumlar değildir ama, değişik bedensel-ruhsal zevklere yaşama hakkı tanıyan toplumlardır. Bu toplumlarda bireyler, ancak başkalarını zorladıkları, başkalarının hak­larına tecavüz ettikleri zaman cezalandırı­lırlar. Her iki tarafa da haz ve mutluluk veren cinsel davranışlar, toplumsal olarak da onay görürler.
Ne var ki, insanların her türlü cinsel etkinliği her zaman haz ve mutluluk getirmez. Birçok insanda cinsel dürtüler saplantılı davranışlar halinde ortaya çıka­bilir, hatta kimi zaman şiddet ve gaddarlığa dönüşür.

Bazı kimseler cinsel ilişkide belirli dozlarda şiddet öğesinin bulunma­sını hoş karşılar, hatta isterler. Ancak normal ve anormal dozlar arasındaki sınırı çizmek oldukça zordur. Hele ilişki içinde olan eşlerden biri eziyet edilmesinden, diğeri de eziyet etmekten zevk alıyorsa, çizilecek sınır, yaşam sınırı bile olabilir.

Anormal ya da sapık cinsel davranış ile normal cinsel davranış -bu, tutucu ya da liberal olabilir - arasındaki ayrımı yapmak için genellikle başvurulan kıstaslar, ahlak, hukuk ve tiptir. Soruna ahlak açısından yaklaşıldığında, ilk göze çarpan nokta, belirli bir cinsel davranışa karşı genel tutumun, görelilik gösterdiğidir. Yani bir davranış belirli bir çağda ya da toplumda kabul görürken başka bir çağda ya da aynı çağda ama başka bir toplumda reddedil­mekte, kınanmaktadır.

sapiklik
Kültürler arasında cinsel davranışlarla bağlantılı ahlak kaygı­ları ve yargılar değişiklik göstermektedir. Dolayısıyla bir davranışı cinsel sapma olarak belirlemeden önce, tarihsel ve toplumsal görelilik etmenlerini dikkate almak gerekir. Bilinen bir örnek verecek olursak, eşcinsellik Eski Yunan’da geniş kabul ve hatta itibar görmüşken, iş gücüne büyük gereksinim duyulan burjuva top­lumunun kuruluşunda ve sanayileşmenin başlangıcında kınanmış ve cezalandırılmış­tır.

Günümüzdeki toplumlar arasında da bu konuda farklar vardır: bazılarında eşcinsellik yasaklanırken diğer bazılarında yalnızca hoşgörülmekte, Batı’nın ileri sanayi ülkelerinden pekçoğunda da nor­mal cinsel davranışlar kategorisi içinde kabul görmektedir.
Bir davranışın onaylanmadığının belir­tilmesinde genellikle kullanılan yol, o davranışı yasa dışı ilan etmektir. Çoğu durumda olduğu gibi cinsellik konusunda da hukuk ve yasalar, toplumda egemen olan ahlak kurallarından ve dinsel inanış­lardan kaynaklanır. Dolayısıyla bunların da, ahlak anlayışları gibi toplumdan topluma ve çağdan çağa değişiklik göster­mesi yani göreli olması kaçınılmazdır.

Günümüzde giderek yaygınlaşan yak­laşım, bir cinsel davranışın normal olup olmadığına, tıbbi kıstaslara ve özellikle ruh sağlığı standartlarına bakarak hükmetmek biçimindedir. Bazı edimler patolojik bir durumun varlığına işaret ederler.Bunların hangi eylemler olduğunu tesbit etmek konusunda kararı veren giderek din/ahlak ve devlet/yasa olmaktan çıkmakta, ruh­bilimciler ve seksologlar daha etkin ve belirleyici bir konum kazanmaktadırlar. Cinsel ifade türlerinin, kadın ve erkeğin yüzyüze bulunduğu ve penisin dölyoluna girdiği cinsel birleşme duruşundan çok daha geniş yelpazeye yayıldığını ileri süren bu tıp uzmanları, genellikle çiftlerin birbirlerini mastürbasyonla orgazma ge­tirmelerini, ağız yoluyla doyumu ve makat girişli cinsel birleşme duruşlarını normal kabul etmektedirler.

Burada varsayım, bu kimselerin, penisin dölyoluna girdiği ola­ğan cinsel birleşme ile doyuma ulaştıkları ve diğer yöntemlere bir çeşni olarak başvurduğudur. Oysa bazı kimseler olağan cinsel birleşmede bulunamayıp, ancak çocuklarla ya da hayvanlarla veya dövüle­rek ya da aşağılanarak cinsel doyuma ulaşırlar. İşte bunların davranışları ruh­bilimciler tarafından, cinsel sapma olarak nitelenir.

EŞCİNSELLİK

EŞCİNSELLİK (Homoseksüalite). Cin­sel dürtü ve davranışları bakımından kar­şıt cinse değil de, kendi cinsinden olan­lara eğilim duyma. Bu hal nadiren orga­nik bir nedene bağlıdır . Büyük oranda psikolojik bir bozuk­luktur.

Charles’la 1971 Nisanında beraber çıkmaya başladık. Ekim’e kadar öyle birlikte olduk; yemeğe çıkmalar, dansa gitmeler, tiyatro, sinema falan. İster inanın, ister inanmayın, Ekim’de birlikte yaşamaya karar verdiğimiz güne kadar cinsel ilişkide bulunmadık. Birbirimize karşı taahhüde girip kendi evimizde beraber oturmaya başladıktan sonra evli hayatı yaşamaya başladık… Neden mi? Evlenmeden önce cinsel ilişkinin doğru olmadığına inandığımızdan….”

Amerika’da cinsel davranışlar konu­sunda incelemeler yapan bir araştırmacıya bu yanıtı veren herhangi bir kadın ya da kız olsaydı, ahlak açısından bu davranış tarzı, en tutucu olanların bile onayını alırdı. Ne var ki burada söz konusu olan kişi, bütün dünyada sayısının bir kaç yüz milyonu bulduğu tahmin edilen homoseksüel (eşcinsel)ya da “homofil” (eşsever) olarak adlandırılan erkeklerden biridir.

Bu iki erkeğin beraberlikleri, yukarıda alıntı yapılan raporun yazan Mary Mendola ve onun gibi bazı düşünür ve bilimciler tarafından “doğal bir eğilimin ifadesi”, en azından “toplum açısından kesinlikle zararsız bir davranış” olarak nitelendirilmektedir.

Oysa sokaktaki adamla birlikte birçok psikolog da eşcinselliğe “doğaya aykırı”, “hastalıklı” bir davranış olarak bakmakta, sansasyonel basında bu yönde bir dizi yayın yapılmaktadır.

Eşcinsellik konusunun, sözcüğün Yu­nanca “homo” (aynı) ve latince “sexus” (cinsiyet) sözcüklerinden türetilme olduğu dışında, yaygın görüş birliği toplayan, önyargısız başka hiç bir yönü yok gibidir. Bu konuda sayıları az da olsa yetkin araştırma ve gözlemlerin bulguları önü­müzde durduğu halde sokaktaki adamdan klinikteki psikiyatra değin, beslenen kanı­lar ve takınılan tavırlar genellikle bilimsel destekten yoksun olan ya da geçersizliği kanıtlanmış , bilimsel savlara dayanan önyargılardan kaynaklanmaktadır.
Yahudi-Hıristiyan geleneğinde yer alan, cinselliğin tek amacının üreme olduğu ya da olması gerektiği inancı, bu amaca doğrudan doğruya yönelik olma­yan her türlü cinsel ilişki biçiminin (kadın ile erkek arasında, vajinal penetrasyon dışındaki birleşmeler dahil) lanetlenmesine ve zamanla yasal otoriteler tarafından yasaklanmasına yol açmıştır.

Cinsel yaşamın salt üremeye yönelik olmaktan kurtulduğu, doğum kontrol hapları, tüp bebekleri ve yapay döllenme yöntemleriyle donatılmış günümüzde bile, nüfus artış hızı eksiye inen gelişmiş bazı Batılı toplumlar dahil, eski tabuların etkileri bireylerin psikolojisinden silinme­miş bulunmaktadır ve toplumların çeşitli kurumlarında izlerini korumaktadır.

Birçok toplum cinsel özgürlüğü ne kadar benimsemiş olursa olsun, yazılı ve yazısız kurallarıyla eşcinselleri dışına it­mektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, hâlâ, bir çok eyaletin yasaları eşcinselliğe (bu arada evli kadın ile erkek arasındaki anal ya da oral sekse ve mastürbasyona) “doğaya aykırı suçlar”ya da “sodomi” kapsamından olarak ömürboyuna kadar varan hapis cezaları öngörmektedir. Halk arasında yaygın olan ve bu arada basın-yayın organları tarafından da abartı­lan önyargılar, eşcinseller üzerindeki ma­nevi baskının dayanılmaz bir düzeye çıkmasına yardımcı olmaktadır.

escinsellik4444

Hemen hemen bütün klinik gözlemcileri, bir çok eşcinselin bu baskının altında toplum dışına itilenlerde sık görülen bir suçluluk duygusu içinde yaşadığını ve bu duygunun kimi zaman kendi kendinden nefrete bile dönüştüğünü belirtmektedir. Dolayısıyla halk arasında eşcinsellere yakıştırılan bazı hastalıklı davranışlar eşcinselliğin sonucu olarak değil, toplumsal baskının sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Kimi eşcinsel, yine toplum dışına itilenlere özgü bir başkaldırmayla, tüm gelenek ve görenek­lere karşı çıkmaya, böylece kendisini aşağılayan toplumun üstüne çıkmaya çabalamaktadır.

Çoğumuzun eşcinsel denilince aklına ilk gelen çeşitli argo deyim ve tanım, insan cinselliği konusundaki çok basit bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Biyolojik yapısı gereği, erkeğin üreme işlevinde “etken” rolü oynaması gerektiği, bunun da erkeğin psikolojik yapısını ve cinsel davranış tarzını belirlediği inancı, tüm canlılar gibi insanın da yapısında biseksiiel (her iki cinsiyete de eğilimli) özellikler taşıdığını ve cinsel davranışların kendiliğin­den değil öğrenilerek kazanıldığını unuttur­maktadır.

Bu doğmadan yola çıkılınca, erkeğin temel davranışsal özelliğini göstermediği tüm durumlarda bir ” sapma” olduğu kanısı halk arasında yerleşmiştir. Dolayı­sıyla, asıl eşcinselin “edilgen” rolünü benimseyen hastalıklı ya da anormal bir erkek olduğu sanılır. (Etken olan taraf, bir erkeklik özelliği olan saldırganlığını korumaktadır.)

Fizyolojik bakımdan erkek sayılması gerekirken, davranışı itibariyle kadın özellikleri gösterdikleri varsayılan eşcinsel­lerin “sapmalarının” nedenlerini bulmak ve tedavi etmek amacıyla yola çıkan bilim adamları da ortaya bazı kuramlar atmış­lardır. Bunları başlıca beş gurupta topla­mak mümkündür:

GENETİK SAPMA:

Ana babadan gelme bir genetik aksaklık sonucu eşcinsel eğilimlerin başgösterdiğini ileri süren bu kuram, kanıt olarak, yaşlı ana babalardan doğan erkek çocukların daha çok eşcinsel­lik eğilimi göstermelerini ileri sürmektedir. Gerçekten de yaşlı ebeveynden genetik aksaklıkların geçmesi olasılığının daha büyük olduğu bilinmektedir. Ancak yaşlı bir ana-babanın varlığında, çocuğun ruh­sal gelişmesini etkileyecek başka çevresel ve ruhsal etkenlerin bulunduğu göz önüne alınırsa, bu kuramın en azından insanlar açısından mutlak bir geçerliliğinin bulun­madığı anlaşılmaktadır.

HORMONAL BOZUKLUK:

Cinsiyet hormonlarının keşfiyle, eşcinselliğin bir hormon eksikliğinden meydana geldiği düşünülmüş dolayısıyla bazı bilim adamla­rı eşcinsellere erkeklik hormonu olan testosteron aşılayarak karşı cinse meylet­melerini sağlamak istemişlerdir. Sonuçta hormon tedavisi uygulanan erkeğin cinsel ilgi ve enerjisinin artmakla birlikte, karşı cinse eğiliminin artmadığı gözlemlenmiş­tir. Ayrıca hormonal bir bozukluk duru­munda meydana gelmesi gereken fiziksel farklılıkların eşcinsellerde hiç görülmediği de saptanmıştır. Üstelik, her bakımdan “tam bir erkekbedenine sahib olan bazı sahne sanatçılarıyla, erkek sporu olarak bilinen sporlarda doruğa çıkmış kimi sporcuların eşcinsel olduklarının açıklan­ması da eşcinselliğin belirli fiziksel özellik­lerle bağlantılı olmadığını göstermektedir.

NÖROFİZYOLOJİK BOZUKLUK:

Be­yinde meydana gelen bir sakatlanma ya da aksama sonucu, eşcinsel eğilimlerin başgösterebileceği hipotezi bazı beyin hasarla­rını izleyen cinsel davranış bozukluklar görülmesine karşın, eşcinseller üzerinde beyin cerahisi yoluyla yapılan tedavi çalışmalarının sonuç vermemesi üzerine bir kenara itilmiştir.

FREUDCU AÇIKLAMALAR:

Gü­nümüzde de psikiyartların çoğunlukla bağlı kaldıkları Freudcu kurama göre, eşcinsellik, çocukluk döneminde baba yerine anayla bir özdeşleşme sonucu “olgun erkek” özelliklerinin gelişmeme­sinden kaynaklanmaktadır.
Anaya karşı aşırı bir bağlılık, erkeğin yaşıtı kadınlarla ilişki kurmasını engel­ler; kadınlarla birleşmeyi, bilinçaltında anasıyla yatmak isteği taşımasından dola­yı, günah bile saymasına yol açabilir.
Anayla aşırı özdeşleşme, onun yerini alarak babayı hoşnut etme isteğinin doğmasına yol açabilir. Bu da ileride erkeklere daha yakınlaşmak için bir neden olabilir. İtici bir baba imgesine karşı tepki olarak babayla özdeşleşememe sonucu, erkeksi özellikler yerine kadınsı özellikler gelişebilir. Bu da “efemine” denilen bir tip yaratır.

Kastrasyon kompleksinin bir uzantısı olarak, kendisiyle aynı fiziksel özelliğe (yani penise) sahip olmayan bir eşle birleşmenin penisini yok edeceği korkusu, erkeği kadınlardan kaçmaya zorlayabilir. Ne var ki, eşcinselliği patolojik bir eğilim olarak gören Freudcu psikanaliz yöntemleriyle yapılan terapi çabalarının olumlu sonuç vermediği görülmüştür. Son araştırmalarla da “anaya yakınlığın” karşı cinse duyulan eğilimin yüksekliğiyle bir­likte yürüdüğü saptanmıştır.

Freud da sonradan “en normal kişinin bile eşcinselliği iradesiyle (yani çocukluk­tan gelme bir patolojik gelişme olmaksı­zın) seçebileceğini ya da bilinçli bir eğilim duyabileceğini” yazmıştır.

DAVRANIŞSAL AÇIKLAMALAR:

Cinsel davranış biçiminin öğrenilerek meydana geldiği düşüncesi, günümüzün bilim adamları arasında gittikçe yaygınlaş­maktadır. Canlıların evrimi üzerinde yapı­lan araştırmalar, en ileri aşamadaki canlıların gördükleri işlevlerin beyinlerin­deki düşünme, hayaletme ve öğrenme merkezlerince yönetildiğini ortaya koy­muştur.

Doğduğu andan itibaren, tamamen tek başına bırakılan bir maymun erginliğe eriştikten sonra karşı cinsiyetten başka bir maymunla kafeste yalnız bırakılınca, cinsel heyecan duymakla birlikte, doyuma nasıl ulaşacağını ancak zamanla öğrenerek bulmaktadır.

Eşcinselliğin sonradan bir koşullan­mayla meydana geldiği varsayımı terapist­leri tersine koşullandırma deneylerine it­miş; elektroşok dahil uygulanan yöntemle­rin hiçbiri eşcinseller üzerinde olumlu bir sonuç vermemiştir. Tersine, bu tür zorlamalar, ters etki yapmıştır.

Ancak, hayvanlar arasında olduğu gibi insanlar arasında da bir cinsin karşı cins olmadan tecrit edildiği ortamlarda (hapishanelerde, yatılı okullarda, kışlalar­da, savaşta, toplama kamplarında) cinsel dürtülerin uzun dönemde yetersiz kalan mastürbasyon dışındaki tek çıkış olanağı olarak eşcinselliğe yöneldiği de bir gerçek­tir. Örneğin İngilizlerin yatılı okul sistemi­nin, eşcinselliğin gelişmesi için uygun bir ortam yarattığı hep ileri sürülmüştür.

Öte yandan, erkekler arasındaki fizik­sel temasın hoş görülmediği Batılı ve Batı etkisindeki toplumlarda, erkeklerin bu eksikliği giderici nitelikteki bazı kurumlara çok rağbet gösterdikleri gözden kaçma­maktadır. Bazı psikologlar bu toplumsal olguyu erkeklerin “saklı eşcinselliği”ni ortaya vuran bir çıkış yolu olarak görmektedirler.

Doğada Eşcinsellik:

Eşcinselliğin doğaya aykırı olduğu savının karşısına çıkan önemli olgulardan biri, farelerden fillere kadar birçok hayvan türünde eşcinsel davranışların gözlemlen­miş olmasıdır. Özellikle evrim aşaması bakımından insana en yakın olan memeli­lerde ve primatlarda aynı cinsten olanlar arasında birleşmeler doğal ortamlarında ve oldukça sık olarak yer almaktadır. Sokakta köpeklerin birbirinin üstüne çıkıp çiftleşme hareketleri yapması hemen her­kesin bildiği bir şeydir. Köylerde, yapay dölleme için meni elde edilmek istendiğin­de, damızlık boğanın önüne “kışkırtıcı” olarak genç bir boğa çıkartılır. Bu sık sık yapıldığı takdirde, damızlık boğa dişiler­den daha çok kendi cinsine ilgi gösterir hale gelir. Genel bir kural olarak, öğrenme gücü ve zeka bakımından insana yakınlaştıkça, hayvanlarda homoerotik (kendi cinsiyle erotik ilişkili) ve “oto erotik” (kendi kendisiyle erotik ilişkili) davranışların daha sık gözlemlendiği söylenebilir.

Cilt Tipine Göre Fondöten Seçimi

Siz de yağlı, kuru ya da karma cilde sahip olabilirsiniz. Makyaj ürünlerini de cildinize uygun seçerseniz bir takım cilt sorunlarından uzak kalabilirsiniz.

Özellikle yağlı cilde sahip olanların yaz bazlı föndötenleri kullanmaması gerekir. Bu ürünler bitkisel veya mineral yağ içermediğinden yağsız fondötenler sivilceli ve akneli ciltler için uygundur. Yağsı fondötenleri cildinize uygulamanız kolaydır ancak su ve yaz bazlı ürünler gibi kalıcılığı yoktur.

Kuru ciltlerde yağ bazlı fondötenler seçilebilir. İçeriğinde bitkisel ve mineral yağlar vardır. Bu sayede cildin yağ dengesini korur ve uzun süreli kalıcılığı vardır. Krem fondötenleri geniş makyaj süngerleri ile cildinize uygulayabilirsiniz.

fondotenNormal ciltler ise su bazlı ürünleri kullanmalıdır. Su bazlı fondötenlerin yağ oranı düşük, su oranı yüksek olduğundan cildin doğal dengesi korunur. Su bazlı ürünler yoğun kıvamda sıvı formda üretilmektedir.

Karma ciltler ise pudra fondötenleri seçmelidir. Bu ürünler sıkıştırılmış pudra içerdiğinden cildin özellikle T bölgesinin parlamasını önler matlık kazandırır. Pudra bazlı fondötenleri krem formunda olup cilde uygulandıktan sonra pudraya dönüşür.

Form Çayları Kabızlığa Sebep Olabilir

Çok eskilerde tedavi amaçlı çeşitli bitkiler ilaç yapımında, güzellik amaçlı ya da destek tedavilerde kullanılmış.

Günümüzde de halen şifa kaynağı bitkiler yoğun olarak kullanılmaktadır.

En fazla kullanılanlar ise; sinameki, ekinezya, papatya çeşitleri, gingko biloba, ginseng, melatonin, yosun hapları, efedra olarak sayılabilir.

Bunların arasında sindirim sorunları için kullanılan sinameki, kabızlık için kullanılmaktadır ancak vücuttan suyun atılmasını hızlandıran etkisi de vardır.

Bu anlamda kullanılan diüretik çaylar yani zayıflama çayları ya da form çayları barsaklardaki “mikrovillus” denilen tüylerin küçülerek düzleştirdiğinden kabızlığa sebep olur.

zayiflama1Sinameki kontrolsüz olarak uzun süreli kullanıldığında, tüketilen besinlerin emilimini bozar ve kişi aldığı gıdalardan yararlanamaz.

Bir örnek vermek gerekirse; vücutta potasyum emilimi azalırsa kalp kaslarına olumsuz etkisiyle sorun oluşturacağından kalp hastalıklarını ortaya çıkarabilir.

Kızlık Zarı Hakkında Sorular ve Cevapları

Tüm toplumlarda kızlık zarı tabu olma özelliğini halen korumaya devam ediyor. Günümüze değin tabu olarak gelişi de tamamen erkek zihninin ürünüdür. Kızlık zarının önemsenmesi de bir çeşit kadını aşağılama yöntemidir. Erkek zihninin ürünü olan kadın üzerindeki hakimiyeti sürdürebilme anlayışı ile kadınlar da öylesine inandırılmış ki neredeyse kendi bedenlerinden korkar olmuşlar. Kadın cinselliği ve cinsel organ hakkında açıklamalar yapılıyor olsa da genel olarak halk arasında bilinmeyenler çoğunluktadır.

Öncelikle kızlık zarının ne olduğu, işlevi var mıdır yok mudur… bu soruların cevabını bilmek gerekiyor. Kızlık zarı; kesin bir görevi olmayan ve doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilen doku olarak tarif ediliyor. Bazı bilim adamları, regl başlangıcına kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan doku oluşumu derken bazıları ise, yalnızca bir doku kalıntısı olarak değerlendiriyorlar.

kizKızlık zarı ilişki dışında ne zaman yırtılır?

İlişki dışında nadir olarak bazen uzakdoğu sporu, jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir.

Yırtılan kızlık zarı sonra tekrar iyileşirmi? Kapanırmı?

Hayır,farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman kendiliğinden tekrar birleşmez.

Kızlık zarı parmak girmesinden zarar görür mü?

Bu kızlık zarının tipine bağlıdır, bazı kızlık zarına hiç bir şey olmayacağı gibi, bazıları da yırtılabilir.

İlk ilişkide çok acı verir mi?

Genelde bu sizin partnerinizle ne kadar uyum içinde olduğunuza ve kızlık zarının tipinede bağlı olmakla beraber yavaş hareket edilecek olursa fazla bir acı vermez.

Ya yırtılmazsa?

Yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak size hiç bir acı verilmeden açılabilir.

İlk ilişkide kızlık zarının acısından çok korkuyorum, ne yapabilirim?

Eşinizle anlaşarak bir jinekoloğa giderseniz, o kızlık zarınızı uyuştururarak size hiç bir şey hissettirmeden açabilir.

Çok kanarmı ?

Hayır, pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır) bir kaç damla kan gelebilir.

Ya kanama durmazsa?

Bazı yapısal özellikleri nedeniyle çok kalın kızlık zarlarında bazen olabilmektedir, doktora müracaat ederseniz o gerekli müdahaleyi yaparak kanamayı durduracaktır.

Kızlık zarı tamir edilir mi ?

Evet, kızlık zarı dikilir. Kızlık zarını sadece bir kadın doğum uzmanı diker.

Dikilen bir kızlık zarı yüzde yüz kanarmı?

Evet,eğer bu işin uzmanı tarafından dikilmişse dikilen bir zar yüzde yüz kanar.

Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır?

Kızlık zarının bozuk olup olmadığı, uzman jinekolog tarafından gözlem ile anlaşılır. Bilgisayarlı tomografi, mr çektirmek ya da ultrason ile kızlık zarının bozuk olup olmadığı görülemez.

Kızlık zarının bozulduğu, ancak bir jinekolog tarafından muayene ile anlaşılır. Kadınların cinsel organının iki dudağını gazlı bezle ayırıp, gözlem sayesinde kolayca anlaşılabilir. Tabi bunu kişinin aynaya bakarak yapması ve anlayabilmesi zordur, çünkü deneyim gerektirir. Oldukça kısa bir muayene ile anlaşılır.

Ama bazı özel durumlarda kolposkopik incelemeye gereksinim duyabilir. Kolposkop, vajenin, rahim ağzı ve dış genital organların bir mikroskopla büyütülerek incelenmesini sağlayan tıbbi bir cihazdır. Kızlık zarının bozulup bozulmadığının anlaşılamadığı durumlarda kullanılır.

Kızlık zarının bozulma belirtileri nelerdir?

Kızlık zarının bozulma belirtilerinde ilk olarak kan gelmesi bilinir. Ama bazı durumlarda kan gelmesi, dış kısımlardaki yırtık ya da sıyrıklardan dolayı olabilir. Yani kan gelmesi kesin bozulduğunu göstermez. Bazı durumlarda ise kızlık zarı bozulur ama kanama meydana gelmez.

Kızlık zarının ne zaman bozulduğu bulunur mu?

Yedi ile sekiz güne kadarki süreçte, kızlık zarının yedi günden önce ya da yedi gün içinde olduğu anlaşılabilinir. Yedi ile sekiz günü geçen durumlar için daha sağlıklı bir şey söylenememektedir.

Cinsel Soğukluğun Sebepleri Nelerdir?

1- Fiziksel Faktörler: Yaşlanma ve menopoz, cinsellikten uzun süre uzak kalmak, kullanılan bazı ilaçlar, alkolizm, böbrek, karaciğer ve kalp yetmezliği, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklar, multipl skleroz, Parkinson gibi nörolojik sorunlar, ameliyatla rahmin alınması, hormonal dengesizlikler, doğumdan sonraki lohusalık ve emzirme dönemleri, cinsel organlarının yapı ve fonksiyonlarının bilinmemesi, rahim ağzı enfeksiyonları, vajinal mantar, trikomonas gibi vajen enfeksiyonları, vajen akıntıları, yaşa bağlı hormonal yetersizlikten kaynaklanan kuruluk, ameliyat sonrası meydana gelmiş yapışıklıklar gibi cinsel hayatı etkileyecek jinekolojik rahatsızlıklar, ilişkide ağrı hissetmedir.

2- Psikolojik Faktörler: Vaginismus, aşırı stres, eşler arasındaki geçimsizlikler ve çatışmalar, homoseksüellik, evlilikle ilgili problemler, beden şekli ile ilgili kaygılar, bıkkınlık, cinsel travmalar, tecavüz, ailede birinin ölümü, çocuk doğumu, taşınma gibi önemli yaşam olayları, ilişkiye gerekli özenin gösterilmemesi, cinsel ilişki ile bazı olumsuz anıların yerleşmesi, cinsel ilişkide bulunmanın bir suç veya günah olarak algılanması, anksiyete ve depresyondur.

cinsellik1Kısaca sebepleri toparlayacak olursak, bir kısmı erkeklerin neden olduğu, bir kısmı kadınların kendilerinden gelen ve bir kısmı da çevre ile ilgili sebeplerdir. Kadınların yaklaşık yüzde birinde gerçekten fiziksel bir problem vardır. Geri kalan %99′luk kesimin sorunu tamamen psikolojiktir.

Tedavi

Tedavi, sebep olan faktörün belirlenmesinden sonra mümkündür. Tedavinin amacı eşler arasında bir uyum oluşturulması ve aralarındaki bozulan iletişimin yeniden düzenlenmesidir. Eğer eşlerden birinde belirgin şekilde cinsel istek azlığı varsa istek düzeyini arttırmaya çalışmak gerekir. Bazen de eşlerden birinde aşırı isteklilik ve talepler varsa dengeyi sağlamak açısından bu istek ve talepleri azaltmak gerekebilir. Bu sebeple tedaviye “çift” olarak hastalar kabul edilmelidir. Herhangi bir organik hastalık belirlenememişse isteksizliğin sebebi psikolojiktir.

Bu durumda çiftlerin birlikte psikiyatrik yardım alması gerekmektedir:

* Cinsel Terapi
* Aile Terapisi,
* Bedensel egzersizler,
* Cinsel egzersizler,
* Cinsel hayatta kısa ayrılıklardan sonra bir araya gelme, eğitim amaçlı erotik videolar seyretme, kıyafet değişikliği, tavırlardaki bir değişiklik, mekan değişikliği gibi küçük değişiklikler ve fanteziler yapılması vb. cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılması,
* İlaç tedavisi: Testosteron hormonu, viagra, antidepresan ilaçlar, feromonlar ve Opti-S’xtiva yani kadınlar için yulaftan yapılma viagra benzeri bitkisel afrodizyaklar.

Bihter-Behlül Öpüşme Sahnesi Videoları

İkinci dönemdir devam eden ekranların en çok sevilen dizilerinden Aşk-ı Memnu’da aşk, heyecan ve olaylar durulmuyor. Özellikle Bihter ve Behlül arasında yaşanan yasak aşkın heyecanı dizinin reyting rekorları kırmasını sağlıyor. Başrol oyuncularının yasak aşkı mıdır bu reytingleri sağlayan yoksa toplumdaki sevgiye aşka olan inancın yitiriliyor olması mıdır… İlişkilerdeki bu çarpıklıklara rağmen dizi tüm heyecanıyla izleyenleri ekrana kilitlemeyi başarıyor. Bihter ve Behlül’ün yasak aşklarını eyleme çevirmiş olmalarıdır belki de beğeniyle izlenmesinin sırrı. Sizler için derlediğimiz, bu yasak aşkın en çok izlenen sahnelerinden oluşan videoları bir kez daha izlemeye ne dersiniz…

İyi seyirler,

bihter-behlul

sinema - fragman - aşkı memnu - sezon finali

tv - aşk-i memnu 30.bölüm öpüşme